Münih'in sanat bölgesi Kunstareal'in kalbinde yer alan Alte Pinakothek, 1836 yılında kapılarını açtığında döneminin en büyük ve mimari açıdan en yenilikçi müze binalarından biriydi. Bavyera Kralı I. Ludwig'in devasa sanat koleksiyonunu halka açmak amacıyla inşa ettirdiği bu yapı, tepeden doğal ışık alan büyük galerileriyle sonradan dünyada inşa edilecek birçok müzeye model olmuştur.
Müzenin koleksiyonu, 14. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar uzanan Avrupa sanat tarihinin altın çağlarını kapsar. Albrecht Dürer'in ünlü 'Kürk Kürklü Otoportresi' ve Titian'ın şaheserleri müzenin en değerli hazineleri arasındadır. Ayrıca Rembrandt, Rubens, Leonardo da Vinci, Raphael ve Velázquez gibi eski ustaların (Old Masters) tabloları, devasa salonlarda ziyaretçilere görsel bir resitâl sunar. Özellikle Rubens'in devasa eserlerine ayrılmış salonlar dünyadaki en geniş koleksiyonlardan biridir.
Sessiz ve asil bir atmosfere sahip olan müzeyi gezmek, Avrupa resim sanatının Rönesans'tan Barok döneme kadar nasıl evrildiğini gözler önüne serer. Alte Pinakothek'in hemen karşısında, 19. yüzyıl ve çağdaş sanata odaklanan Neue Pinakothek ve Pinakothek der Moderne müzeleri yer almakta olup, bu bölgeyi gerçek bir kültür adasına dönüştürmektedir.